şansını mı denemek istiyorsun? öyleyse, rastgele bir yazıyı okumaya ne dersin?

Bu aralar en keyif aldığım yer evde bu camın önü.Elinde kahve fincanı, önünde şahane bir manzara ama  zihnim “keyif yapayım” demek yerine ufak ufak sorgulamalara kayıyor :_)

Son zamanlarda daha sade yaşamayı sevdiğimi fark ediyorum. Her anlamda sade…Çünkü bir noktadan sonra anlıyorsun; sahip oldukların arttıkça değil, gereksiz olanlar azaldıkça rahatlıyorsun.Eskiden peşinden koştuğum şeylere bakıyorum… çoğu artık aynı hissi vermiyor. Yerini daha sade, daha gerçek olan şeyler alıyor.Çok süslü, çok parlak olan değil de… içini gerçekten dolduran şeyler kalıyor. O yüzden büyük ihtirasları biraz kenara bırakmak en iyisi gibi.Kulağa hoş gelen her şeye de çok inanmamak lazım. Çünkü bazen o ateşli sözler kadar, o sözlerin sahipleri de boş çıkabiliyor.İnsan bunu deneyimle öğreniyor… başka türlü pek olmuyor.


devamını oku>>

Bugün biraz kendi işimle alakalı bir şeyler yazmak istedim. Normalde burada daha çok kitaplardan, hayattan, kafama takılan küçük meselelerden bahsediyorum. Daha kişisel, daha iç dökme yazılar oluyor. Ama günün sonunda ekmeği kazandığım yer teknoloji :_) Özellikle de siber güvenlik ve yapay zeka tarafı.

Son zamanlarda yapay zeka ile alakalı okuduğum neredeyse bütün araştırmaların ortak bir tonu var: heyecandan çok endişe. Kimse artık “harika bir gelecek geliyor” diye anlatmıyor meseleyi. Daha çok “bu hız normal değil, insanlık tarihinde benzeri yok” cümleleri dönüyor ortalıkta. Hatta bazıları açık açık felaket senaryosu çiziyor. Garip olan şu ki, ben de o karamsar tarafta duruyorum.


devamını oku>>

Bugün bir istatistik gördüm. Akademik bir makalede değil, öylesine denk geldim işte; ama insanın zihnine çivi gibi çakılan cinsten. Şöyle diyordu:

Çocuğunuz 12 yaşına geldiğinde, onunla geçireceğiniz toplam zamanın %75’i bitmiş oluyor.
18 yaşında bu oran %90’a çıkıyor.
30 yaşında ise artık %95’i geride kalmış oluyor.

İlk okuduğunda insan "Abartı herhalde," diyor. Hani şu dikkat çekmek için uydurulan internet bilgilerinden biri sanıyorsun. Sonra durup kendi hayatımı düşündüm; rakamlar yavaş yavaş ete kemiğe bürünmeye başladı.


devamını oku>>

Öncelikle beklentimin çok üzerinde bir okuyucu kitlesinin buraya uğradığını görmek inanılmaz bir his. Hep kendi kendime yazıyormuşum gibi, biraz günlük havasında yazdım; bir gün belki birileri de girip okur diye  açıkçası büyük bir beklentim yoktu. Farklı ülkelerden ve dillerden gelen okuyucu kitlesi insana garip bir his yaşatıyor, yalan yok. Nedenini hâlâ tam çözemesem de, teşekkürler :_)

Özellikle gönderdiğiniz kitap önerileri için ayrıca teşekkür ederim. Bu öneriler sayesinde daha önce hiç karşıma çıkmamış eserlerle tanışma fırsatı buluyorum. Fakat “Okudun mu?” diye birkaç kez bildirim gelince, küçük bir açıklama yazma gereği duydum.


devamını oku>>

 

"Asıl acı olan şey, geri dönemeyeceğimiz gerçeği. Bir kez ilerlemeye başladın mı, ne yaparsan yap gittiğin yoldan geri dönemiyorsun. En ufak bir sapma her şeyi sonsuza dek değiştiriyor." diyor murakami abi...

Haruki Murakami’nin "Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında"sını yeni bitirdim. Enteresan bir o kadarda güzel bir kitaptı.Enteresan derken laf olsun diye demiyorum; gerçekten insana tuhaf bir yerden dokunan, bittiğinde sessizce bakakaldığın kitaplardan biri. Olay örgüsünden çok atmosferiyle, karakterlerin iç dünyasıyla yürüyen bir hikâye. Anlatımda ana karekterlerden birinin metoforla karışık anlatılması, geçmişten geleceğe bir anda bir hayal gibi girmesi ve bunun sonucunda kitabın asıl kahramanın kendi içsel boşluğuna gitmesi.Murakami yine bildiğimiz gibi: sakin, soğukkanlı, ama içten içe insanın en karanlık yerlerini dürtüyor.


devamını oku>>

Bir yıl daha bitti. Bunu yazarken bile garip geliyor. Zaman gerçekten garip bir şey. Hani “daha geçen gün yılbaşındaydık” denir ya, bu yıl onu çok hissettim. Koşturmaca, toplantılar, seyahatler, küçük telaşlar derken 2025 de aradan usulca kaydı gitti. Bazen nefes almaya bile fırsat kalmadı, bazen de küçük bir yürüyüş bile dünyaları verdi.

2025’e dönüp baktığımda şunu net görüyorum: yine çok şey öğrendiğim bir sene oldu. İş, ilişkiler, hayat, yeni bir ülke ve kültür derken yıl akıp gitti. Bu süreçlerin her birinde gerçekten çok şey öğrendim; bazı konularda yeni şeyler keşfettim, bazılarında ise bildiğimi sandıklarımı yeniden düşündüm. Hatta yer yer eski doğrularımı unuttum, yerlerine daha iyilerini koydum diyebilirim. Hayat biraz da böyle sanırım: öğreniyorsun, unutuyorsun, yeniden öğreniyorsun… ve yoluna devam ediyorsun.


devamını oku>>

"İnsan kendisini anlayanla çiçek açar" sözü, ilk bakışta basit bir güzelleme gibi dursa da... Bir çiçeği düşünün. Doğru toprakta, doğru suda, yani doğru destek ile en güzel hâlini almaz mı? Anlayan kişi de bizim ruhumuzun toprağı, suyu değil midir?

Bence anlayan kişi, sizin kök salmanıza, kendi potansiyelinize ulaşmanıza izin verir. Sizi sürekli biçimlendirmeye, düzeltmeye çalışmaz.

Hayatınızda sizi sürekli "açıklama" borçlu hissettiren, her duygunuzu sorgulayan, her karaktersel özelliğinizi bir test sonucu gibi gören insanlar varsa, inanın bana o kuru dallar size sadece ağırlık yapar.


devamını oku>>

Bugün aslında okuduğum ve çok beğendiğim bir kitap üzerine yazacaktım. Son çeyrek o kadar yoğun geçiyor ki, yazmaya fırsat bulamasam da okumayı bir şekilde bırakmıyorum. Hem burda havalar iyice soğudu, yapılacak başka pek bir şey de yok açıkçası. Hava da erken kararıyor zaten :_)

Bu arada, fark edenler olmuştur, sitenin yan tarafına bir kitap tavsiye butonu ekledim. Madem güzel yorumlar geliyor, “Neden sizden de kitap tavsiyesi almayayım?” dedim. Böylece aramızdaki ilişkiyi biraz daha interaktif bir hâle getirebiliriz :_)


devamını oku>>

İçi boşaltılan kavramlar ve bu kavramlar üzerine yaşamaya mecbur bırakılan insanlar haline geldik.Yaşama değer katan ne varsa neyi değerli görüyorsak ya mızrak ucu gibi sivriltiliyor ya da bir balon gibi şişirilip içi tamamen boşaltılıyor.Sonuçta ya canımız acıyor, ya da elimizde hiçbir şey kalmıyor.

Toplumdaki erozyon, ayrışma, adaletsizlik duygusu bir anda oluşmuyor elbette.En ufak vicdani duygudan yoksun, zombi gibi insanlar yetişiyor. Trafikte önüne kırıyor, sırada araya kaynıyor, başkasının emeğini çalıyor, usulsüzlük yapıyor, şiddeti en doğal çözüm sanıyor, öldürüyor, yaralıyor… Ama buna rağmen “en ahlaklı benim” diyor. Ve ne yazık ki bu toplum, o insanlara kahraman gibi davranıyor. Ailesinde ilk tokadı yemesi gereken bireyler, aileleri tarafından el üstünde tutuluyor.Sonra da adaletin tecelli etmesini bekliyoruz bir "Disney masalı" izler gibi.


devamını oku>>


Zaman hızlı akıyor denmiyor boşuna. İşti, güçtü, koşuşturmaca derken bir bakmışım, yazmayalı bir aydan fazla olmuş. Gün içinde bir sürü toplantı olunca, akşamına yazacak mecali kalmıyor insanın. Ama itiraf edeyim, çok keyifli bir eylül ayını geride bıraktım. Küçük ama çokça sebep bir araya gelince insana bambaşka bir enerji geliyor.

Bugün Zeki Demirkubuz’un Socrates Dergi’deki programını izledikten sonra bu yazıyı yazmak istedim. Çünkü uzun zamandır bu kadar dolu, bu kadar içten bir sohbet dinlememiştim.Bir dönem Nuri Bilge Ceylan’la atışmaları yüzünden biraz megaloman bulmuştum açıkçası. Ama bu programda o olaya öyle bir yerden, öyle bir olgunlukla dokundu ki... “tamam,” dedim, “kral sensin.”


devamını oku>>

 
Ziptime