Kitabın etkisinden hâlâ çıkabilmiş değilim. Nereden başlasam onu da tam bilmiyorum. Ama anlatılan hikâye gerçek bir hikâye ve kitap bir uyarlama. Bu da insanı daha da fazla etkiliyor. Bir yazar, hiç bulunmadığı bir yerde, yaşamadığı bir anda geçen duyguyu nasıl bu kadar derinden hissettirir… Hikâye zaten insanın çiğerini parçalıyor (Translate ile okuyanlar için üzgünüm :_)) ama üzerine birkaç cümle yazmadan da edemedim. Çok fazla spoiler vermeden, yazıyı da uzatmadan sıcağı sıcağına bir şeyler paylaşmak istedim. Asıl zamanı kitabı okuyarak harcayın derim.
Kitap, 2. Dünya Savaşı sırasında Japonya’da, Hiroşima’da bir çocuğun gözünden atom bombasının atıldığı andan itibaren yaşananları anlatıyor. Yazar çok yalın ama bir o kadar da etkileyici bir dil kullanmış. Ichiro’nun, yaşadığı tüm acılara ve kayıplara rağmen, babasından kalan kitabın sayfalarından tek tek yaptığı turna kuşlarıyla Keiko’yu arayışını okuyorsunuz. O kitap, bomba atıldığında bile elinden düşmüyor. Keiko’yu bulma umuduyla, son sayfasına kadar harcıyor…“Bir mektubu görmezden gelmek, unutmak ya da çöpe atmak kolaydır. Ama kâğıttan bir turna öyle değildir. İnsanlar ona karşı bir bağ hisseder, onu bir masanın üzerinde ya da bir eşikte bırakır. Başkaları da onu fark eder ve üzerine yazılmış kelimelere yakından bakar.”
Savaşın ne kadar acımasız olduğunu okudukça iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Bunun bir kurgu değil, gerçek bir hayatın yansıması olduğunu bilmek de ayrı bir ağırlık katıyor. Kitabı bitirdikten sonra uzun bir yürüyüşe çıktım… biraz kafam dağılsın, vücut kimyam normale dönsün diye. Son dönemde okuduğum en etkileyici kitaplardan biri oldu benim için.
Savaşsız, özellikle çocukların bunları hiç yaşamadığı bir dünya dilemekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden.
Eğer sen de okursan, yorumlarını benimle paylaşırsan sevinirim sevgili okuyucu. Gerçekten merak ediyorum… seni de bu kadar etkileyecek mi?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder