şansını mı denemek istiyorsun? öyleyse, rastgele bir yazıyı okumaya ne dersin?

Bu aralar en keyif aldığım yer evde bu camın önü.Elinde kahve fincanı, önünde şahane bir manzara ama  zihnim “keyif yapayım” demek yerine ufak ufak sorgulamalara kayıyor :_)

Son zamanlarda daha sade yaşamayı sevdiğimi fark ediyorum. Her anlamda sade…Çünkü bir noktadan sonra anlıyorsun; sahip oldukların arttıkça değil, gereksiz olanlar azaldıkça rahatlıyorsun.Eskiden peşinden koştuğum şeylere bakıyorum… çoğu artık aynı hissi vermiyor. Yerini daha sade, daha gerçek olan şeyler alıyor.Çok süslü, çok parlak olan değil de… içini gerçekten dolduran şeyler kalıyor. O yüzden büyük ihtirasları biraz kenara bırakmak en iyisi gibi.Kulağa hoş gelen her şeye de çok inanmamak lazım. Çünkü bazen o ateşli sözler kadar, o sözlerin sahipleri de boş çıkabiliyor.İnsan bunu deneyimle öğreniyor… başka türlü pek olmuyor.

Bunları yazarken bir anda geçmişe gidiyorum.Aklıma bir sürü anı geliyor…An dediğimiz şey de tuhaf aslında.Hem geçmişten bir şey taşıyor, hem geleceğe göz kırpıyor. Ama sen çoğu zaman ya geçmiştesin ya gelecekte. Tam ortasında kalmak zor iş.Belki de o yüzden en kıymetli anlar, fark etmeden yaşadıklarımız oluyor.

Bazen hayat seni hiç beklemediğin bir yere de atıyor. Yusuf’un kuyusu gibi… karanlık, dar, çıkışı yok gibi.Orada kalacakmışsın gibi hissediyorsun. Her şey üst üste gelmiş gibi… nefesin daralıyor.Ama sonra bir şekilde çıkıyorsun. Nasıl olduğunu tam anlamıyorsun belki ama çıkıyorsun. Ve dönüp baktığında fark ediyorsun ki, seni değiştiren şey tam da o süreç olmuş.İstemeden girdiğin yerden, başka biri olarak çıkıyorsun.

 Kısacası umutsuz ve ümitsiz olma sevgili okuyucu:_)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Ziptime