şansını mı denemek istiyorsun? öyleyse, rastgele bir yazıyı okumaya ne dersin?

Bugün biraz kendi işimle alakalı bir şeyler yazmak istedim. Normalde burada daha çok kitaplardan, hayattan, kafama takılan küçük meselelerden bahsediyorum. Daha kişisel, daha iç dökme yazılar oluyor. Ama günün sonunda ekmeği kazandığım yer teknoloji :_) Özellikle de siber güvenlik ve yapay zeka tarafı.

Son zamanlarda yapay zeka ile alakalı okuduğum neredeyse bütün araştırmaların ortak bir tonu var: heyecandan çok endişe. Kimse artık “harika bir gelecek geliyor” diye anlatmıyor meseleyi. Daha çok “bu hız normal değil, insanlık tarihinde benzeri yok” cümleleri dönüyor ortalıkta. Hatta bazıları açık açık felaket senaryosu çiziyor. Garip olan şu ki, ben de o karamsar tarafta duruyorum.

İnsan türü bugüne kadar çok şey atlattı. Salgınlar, savaşlar, kıtlıklar, ekonomik krizler… Hep bir mücadele vardı ama karşındaki şey ya doğaydı ya şartlardı ya da başka insanlardı. Yani bir şekilde yoruyordu ama anlaşılırdı.

Şimdi ilk defa başka bir şeyle karşı karşıyayız.Kendi elimizle ürettiğimiz, bizden daha hızlı öğrenen, uyumayan, yorulmayan bir zeka ile.Açık konuşayım, bu çok adil bir rekabet gibi durmuyor. Bir insanın yıllarca deneyimle öğrendiği şeyi birkaç dakikada öğrenen bir sistemle yarışıyoruz.

Uzun süre bu dönüşümün daha çok mavi yakayı etkileyeceği konuşuldu. “Robotlar fabrikadaki işleri alacak” hikâyesi vardı ya, hep oraya odaklandık. Ama gerçek hayatta ilk darbeyi beyaz yakalılar almaya başladı. Rapor yazanlar, analiz yapanlar, sunum hazırlayanlar, yazılımcılar, tasarımcılar, içerik üretenler… Yani bilgisayar başında düşünerek iş yapan herkes. Çünkü artık düşünmek bile otomasyona girdi. Bir zamanlar “kafa işi” dediğimiz şeyler, yavaş yavaş bir API çağrısına dönüşüyor. Bir komut yazıyorsun, beş kişinin günlerce yapacağı iş birkaç dakikada önüne düşüyor.

Ama mesele orada da bitmiyor. Sadece plaza katları değil. Influencer’ın metnini yapay zeka yazıyor, görselini o üretiyor, videosunu o kurguluyor. Çağrı merkezleri azalıyor. Lojistikte rotayı algoritmalar çiziyor. Fabrikada robot kollar var. Muhasebe, hukuk, müşteri hizmetleri, perakende… Yavaş yavaş neredeyse her meslek grubu bu dalganın içinde kalıyor.

Bir noktadan sonra insan ister istemez şunu soruyor:

“Hangi iş gerçekten güvende?”

Asıl korkutucu olan ise teknik tarafı değil, toplumsal tarafı. Milyonlarca insanın kısa bir zaman aralığında işsiz kalması sadece bireysel bir kariyer problemi değil. O insanlar aynı zamanda tüketici. Ev kiralayan, kahve alan, dışarı çıkan, ekonomiyi döndüren kitle. Gelir azalınca harcama düşüyor, harcama düşünce şirketler küçülüyor, şirketler küçülünce daha çok insan işsiz kalıyor. Tam bir kısır döngü.

Ekonomi sendeleyince sadece para kaybetmiyoruz; huzur kaybediyoruz. Enflasyon artıyor, stres artıyor, suç oranları artıyor, tahammül azalıyor. İnsanlar daha sert, daha umutsuz, daha yalnız oluyor. Bir teknoloji meselesi bir anda toplum meselesine dönüşüyor.

Bir yandan da şunu düşünüyorum. Tarihteki her büyük kırılım bir şeyleri yok ederken yerine daha fazlasını koymuştu aslında. Sanayi devrimi bazı meslekleri bitirdi. Mesela sokak lambalarını tek tek yakan insanların işi kalmadı. Ama onun yerine fabrikalar kuruldu, yeni sektörler doğdu, istihdam arttı. İnternet devrimi geldi, dükkanlar kapandı ama e-ticaret çıktı. Dünya küçüldü. Bir kıtada üretilen ürün saniyeler içinde başka bir kıtada satılabilir hale geldi. Yani her yıkımın yanında bir fırsat vardı. Ayrıca Sanayi devrimi 100 yıla yayıldı, internet 30 yıla. Yapay zeka ise haftalık periyotlarla dünyayı değiştiriyor.

Belki yapay zekada da benzer bir hikâye yaşanır. Yeni meslekler çıkar, bugün hayal bile etmediğimiz alanlar doğar. Bunu tamamen reddetmiyorum. Ama bu sefer hız çok başka. Önceki devrimlerde insan adapte olacak zamanı bulabiliyordu. Şimdi ise teknoloji bizden daha hızlı evrimleşiyor. Biz daha ne olduğunu anlamadan bir sonraki versiyon çıkıyor.

Bir de işin eğitim tarafı var. Yıllarca okuyoruz. Üniversiteler, yüksek lisanslar, sertifikalar… Hem zaman hem para olarak inanılmaz bir yatırım. Ve sonunda yine de “her şeyi” bilmiyorsun. Zaten mümkün değil. Ama bir AI agent birkaç dakika içinde dünyanın bilgisini tarayıp önüne koyabiliyor.

O zaman insan şunu sormadan edemiyor:Eğitim sadece entelektüel bilgi biriktirmek miydi gerçekten? Eğer öyleyse, bu yarışı çoktan kaybettik.Belki de üniversitelerin değeri artık bilgi öğretmekten çok, düşünmeyi, karakteri, etik pusulayı, birlikte üretmeyi öğretmek olacak. Çünkü bilgiyi makine bizden daha iyi tutuyor ama anlamı hâlâ biz veriyoruz… en azından şimdilik.

Büyük şirketler için kısa vadede tablo çok cazip görünüyor. Daha az insan, daha çok AI agent, daha düşük maliyet. Kârlılık artıyor. Ama nüfusun büyük kısmı para kazanamazsa kim tüketecek? Kim satın alacak? Kim o ürünleri kullanacak? Ekonominin sadece verimlilikle dönmediğini, insanla döndüğünü unutuyoruz bazen. İnsan zayıfladığında şirket de uzun vadede ayakta kalamıyor.

Belki yine adapte oluruz. İnsanlık bugüne kadar hep bir yol buldu. Ama ilk defa bu kadar net bir tedirginlik hissediyorum. İşin tam ortasında biri olarak, bütün bu gelişmeleri heyecanla değil, biraz da temkinle izliyorum.

Çünkü galiba ilk kez, “teknoloji neler yapabilir?” sorusundan çok, “Biz bu hikâyenin neresinde kalacağız?” sorusu kafamı kurcalıyor.

Ve açıkçası, buna henüz net bir cevabım yok..

Ps:Çok ta uzun bir yazı oldu:_)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Ziptime