“Çok yorucu olmuyor mu?” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Eskiden itiraz ederdim ama artık o cümleye çok da karşı çıkamıyorum. Hatta bazen içimden “hassas kalplerin zor yaşamı” diye bir belgesel çekesim geliyor :_)
Ama işin garip tarafı şu; insan kendini değiştirmeye çalışsa da bazı şeyler karakterle geliyor. Daha az hissetmeye, daha az bağlanmaya çalışıyorsun… ama olmuyor. Bir yerde yine kendin oluyorsun.
Bilmiyorum Léon: The Professional filmini izlediniz mi? İzlemediyseniz “kesin izleyin” demeyeceğim, belki beğenmezsiniz :pP Ama içinde öyle bir replik var ki… bazen dönüp dönüp aklıma geliyor: “Bak Mathilda, insanlar için gözlerini feda edersen, zaten kördü derler.”
Bazı cümleler vardır ya, tek başına bir sürü tecrübenin özeti gibi. Bu da onlardan biri. İnsan bazen gerçekten fazla veriyor; zamanını, enerjisini, duygusunu… hatta bazen kendinden parçalar. Sonra dönüp baktığında, o fedakârlığın karşılığı olarak anlaşılmayı bile bulamıyorsun. Hatta tam tersi, yaptığın şey değersizleşiyor.
O yüzden mesele belki çok zaman ayırmak ya da az zaman ayırmak değil. Kime zaman ayırdığını bilmek. Çünkü bazı insanlar sen ne yaparsan yap hikâyeyi başka yerden okuyacak. Ve senin en çok emek verdiğin yerden seni en kolay harcayacak.
Her şeye rağmen huylu huyundan vazgeçmiyor. Yani ben :_) Zaten insan olmanın asgari müştereklerinden biri de bu değil mi? Yine de… neyi, ne kadar ve kimin için yaşayacağını biraz daha iyi seçebilmeyi öğrenebilsem ne de güzel olurdu.
Ama bir yandan da insanın “iyi ki”leri olmalı diye düşünüyorum. Tüm bu süreçler olmadan da bu "iyi ki"leri bulmak çok zor gibi geliyor bana. Resmen turnusol kağıdı oluyor her şey için. O yüzden kendimi bu konuda şanslı hissediyorum. Her şeye rağmen içini ısıtan insanlar, iyi ki dediğin anlar varsa… denge biraz orada kuruluyor galiba. Her gün uyandığınızda “iyi ki”lerinizin fazla olmasını diliyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder