şansını mı denemek istiyorsun? öyleyse, rastgele bir yazıyı okumaya ne dersin?

Çok güzel bir yazıyı geride bıraktıktan sonra sana bu yazıyı, işlerin en janjanlı zamanında yazıyorum sevgili okuyucu. :_)Geçen zamanda hayatımda ne değişti dersen; yeni kitaplar okudum, yeni yazarlar ve insanlar tanıdım. Memleketin pırıl pırıl denizinde balıklarla birlikte yüzdüm. Kendimi, duygularımı ve bilincimi biraz daha tanıdım. 

Bugün bir kitaptan veya yazardan bahsedeceğimi zannettiysen yanıldın sevgili okuyucu. :_) Aslında son zamanlarda hayatımda uygulamaya çalıştığım ve bence önemli bir kuraldan bahsetmek istiyorum. Neden şimdi bunu yazıyorum dersen, son dönemde etrafımda bununla fazlasıyla karşılaşıyorum diyelim.

İlişkilerde garip bir durum var. Bazı insanlar heyecanı, tutkuyu ve hatta sevgiyi biraz çatışmanın içinden çıkarmaya çalışıyor. Kavga, kıskançlık, küsme, barışma, yeniden kavga... Sonra da bütün bu hengâmeye "tutku" diyor.Oysa bana kalırsa ilişkideki heyecanı sürekli kriz ve çatışma üzerinden üretmek, biraz da huzuru sıkıcı bulmakla ilgili.

Halbuki insan bir süre sonra şunu fark ediyor: Huzur sıkıcı değil. Sürekli diken üstünde olmamak, karşındaki insanın ne yapacağını düşünmeden yanında rahatça oturabilmek, beraber saçma sapan şeylere gülebilmek, bir yerlere gidip yeni şeyler deneyimlemek de başlı başına bir heyecan.Arzu da sadece kavga ile, kıskançlıkla veya "acaba beni kaybedecek mi?" duygusuyla beslenmiyor. Duygusal yakınlık, mizah, ortak deneyimler, merak, saygı ve birbirine alan bırakabilmek de insanı birbirine çekiyor.

Hatta galiba en güzeli şu: Karşındaki insanın sana mecbur olmadığını bilip yine de seni seçmesi.Bir konuşmada duyduğum bir cümle vardı: İnsandaki en derin arzulardan biri "vazgeçilmez olmak." Düşününce gerçekten de öyle. Hepimiz birilerinin hayatında özel olmak istiyoruz. Ama burada küçük bir ayrım var bence.Vazgeçilmez olmak başka, seçilmiş olmak başka.Birinin hayatında vazgeçilmez olmaya çalıştığında, zamanla onun sana bağımlı olmasını istemeye başlayabiliyorsun. Daha fazla kontrol etmek, daha fazla bilmek, daha fazla hesap sormak... "Bensiz yapamaz" düşüncesi ilk başta egoyu okşuyor belki ama uzun vadede ilişkiyi de insanı da yoruyor.

Oysa "Beni seçiyor" duygusu başka.Çünkü orada bir mecburiyet yok. Karşındaki insanın kendi hayatı, kendi dünyası, kendi seçimleri var. Ve bütün bunlara rağmen seninle olmayı tercih ediyor.Bence yetişkin ilişkilerinin en güzel taraflarından biri de bu.Birbirine mecbur olduğu için değil, birbirinden vazgeçemediği için de değil; her gün yeniden birbirini tercih ettiği için birlikte olmak.

Sanırım yaş aldıkça bazı şeylerin neden daha kıymetli olduğunu anlıyorsun. Sürekli heyecan aramak yerine huzurun değerini, sürekli haklı çıkmaya çalışmak yerine anlaşılmanın değerini, "beni ne kadar seviyor?" diye ölçmek yerine "yanında kendim olabiliyor muyum?" sorusunun daha önemli olduğunu...

Belki de iyi bir ilişkinin en güzel tarafı, içinde kaybolmadan bir başkasını sevebilmek...Hem kendin kalıp hem de bir başkasına hayatında güzel bir yer açabilmek.

Hayatındaki tüm ilişkilerde, kendin olabildiğin insanlarla karşılaşman dileğiyle sevgili okuyucu...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Ziptime