şansını mı denemek istiyorsun? öyleyse, rastgele bir yazıyı okumaya ne dersin?

 

"Asıl acı olan şey, geri dönemeyeceğimiz gerçeği. Bir kez ilerlemeye başladın mı, ne yaparsan yap gittiğin yoldan geri dönemiyorsun. En ufak bir sapma her şeyi sonsuza dek değiştiriyor." diyor murakami abi...

Haruki Murakami’nin "Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında"sını yeni bitirdim. Enteresan bir o kadarda güzel bir kitaptı.Enteresan derken laf olsun diye demiyorum; gerçekten insana tuhaf bir yerden dokunan, bittiğinde sessizce bakakaldığın kitaplardan biri. Olay örgüsünden çok atmosferiyle, karakterlerin iç dünyasıyla yürüyen bir hikâye. Anlatımda ana karekterlerden birinin metoforla karışık anlatılması, geçmişten geleceğe bir anda bir hayal gibi girmesi ve bunun sonucunda kitabın asıl kahramanın kendi içsel boşluğuna gitmesi.Murakami yine bildiğimiz gibi: sakin, soğukkanlı, ama içten içe insanın en karanlık yerlerini dürtüyor.

Kitap boyunca en çok hissettiğim şey şu oldu: insan, hayatı boyunca tamamlanmamışlık duygusunun etrafında dolaşıyor. Olmuş olanlardan çok, “olmayanların” gölgesi büyüyor. Çocuklukta içimize düşen küçük bir his, bir bakış, yarım kalmış bir arkadaşlık ya da farklı bir his… Yıllar geçiyor ama tam olarak gitmiyor. Üstüne kariyer, evlilik, şehirler, çocuklar ekleniyor; ama o eksik his, dipte bir yerde usul usul nefes almaya devam ediyor. Murakami bunu o kadar sade bir dille anlatıyor ki, kitapta karakter değil de bazen kendi geçmişine bakan insan hissediyorsun.

Hikâye aslında basit: büyümek, uzaklaşmak, tesadüf gibi görünen karşılaşmalar ve “acaba başka türlü olur muydu?” sorusu. Ama asıl mesele şu: insan, kendi hayatından bile zaman zaman dışarı çıkıp seyirci koltuğuna oturabiliyor. Karar veriyor, uyguluyor, sonra da verdiği kararın ağırlığını taşıyor. Doğru mu, yanlış mı çok da net değil. Murakami’nin güzelliği de burada; ahlak dersi vermiyor, “böylesi doğrudur” demiyor. Sadece gösteriyor. Sen de kendi payını alıp kapatıyorsun kitabı.

Benim için kitapta en etkileyici taraflardan biri de şu oldu:
Hayatta bazen her şey yolunda giderken bile içten içe bir “eksik bir şey var”duygusu yaşıyoruz. Dışarıdan bakan biri “daha ne istiyorsun?” diyebilir. Ama mesele o değil. O his, çoğu zaman bir kişiden ya da tek bir olaydan bile bağımsız. Biraz büyümekle, biraz geçip giden yıllarla, biraz da insanın kendine tam yakıştıramadığı hayat seçimleriyle ilgili. Murakami bunu romantikleştirmeden, dramatize etmeden, sakin sakin anlatıyor.

Kısacası, “Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında” benim için sadece bir aşk hikâyesi değildi. Daha çok; kendinle yüzleşmekten kaçmanın bedeli, “yarım kalanların” insanın yakasından kolay kolay düşmemesi ve orta yaşla birlikte gelen o tuhaf muhasebinin hikâyesi gibiydi. İnce, kısa ama etkisi uzun süren bir kitap.Okurken çok bağırmıyor, ama bittikten sonra içeride yankısı kalıyor.



Yazarında dediği gibi: "Ama sonsuza kadar oturup yaralarımıza bakamayız." :_)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Ziptime